KAR-DER (Karaca Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği) - MALATYA

 

FORUM KATEGORİLERİ
KARACA FORUM  
                                                                                 Konu Aç   Tüm Konular   Yönetici Bölümü                                                                Anasayfa
  
KARACA FORUM Kategorisinde 52 adet kayıt var
DEĞİŞİKLİKLERE HAYIR, YADA EVET Mİ?....05.09.2010
değişikliğe hayır yada evet mi? tarih bazı keşmekeşlere kaynak olup sürüklenip gider oldu, yani, koskocaman 70 milyonu aşan nüfusla bir türkiye de, ‘’anayasa da değişiklik yapacağım deyip tek başına işe soyunmak pekte demokratik olmasa gerek. onun önünü kesmeye çalışan muhalifler tam kadro iş başındalar… iktidarın 12 eylül faşist cunta anayasasını değiştiriyoruz, deyip ‘’tüm muhalefeti karşısına alıp yola koyulması düşündürücü olmaktan öteye, taslağın ne getirip götüreceği muhalefet partiler tarafından anlaşılmış olacak ki, konuya hayır dedirtmek için tüm güçleriyle çalışmaktalar… bizim görüşümüz, anayasalar’’ ülke genelinde ,‘’konuda uzmanlaşmış demokrat birileriyle, tüm sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alınarak hazırlanıp ortak bir taslak halinde halka sunulması gerekirdi diye düşünüyoruz. ancak, bunun böyle olmadığı muhalifler tarafından hep şikayet konusu oldu… öncelikli olarak, demokrasilerde, iktidarların gelip gidici olduğu akıllardan uzak olmasa gerek, hele de konu ‘’anayasa olunca, hazırlıkları uzlaşma yoluyla tartışmaya açmadan, ben yaparım, halk beni destekler, ben bu değişikliği kabul ettiririm’’ kabadayılığıyla‘’ o taslak evet oyu alsa bile, pek uzun ömürlü olur diye düşünemiyoruz. muhalefetin en çok da üzerinde durduğu ‘’bu değişiklikle’’ yargının ‘’bu gün ve de gelecekte’’ siyasi bir iktidarın güdümünde yönlendirileceği kaygısı var…öyleyken; yargısı tam bağımsız olmayan ‘’çok partili bir ülkede, demokrasiden söz etmek kesinlikle düşünülemez…çok parti ‘’gelişmiş ya da, gelişmekte olan ülkelerde’’ sınıfları temsil etmek için vardır. 12 eylül ‘’şunu bunu yaptı, biz onların anayasasını değiştireceğiz’’ gibi çıkışlar bir uzlaşmayı da beraberinde düşünmüş olmalıydı. faşist 12 eylül darbesi 80 bin gencimizi ‘’kısmen astı, nicelerini zindanlarda işkenceden geçirip sakat etti. her demokrat ve aydın, o barbarlığı af edilmez insanlık suçudur, deyip şiddetle de hep kınamıştır, o anayasa tümden değiştirilmiş olsa bile, o dönemin sorumlularını tarih af etmeyecektir. bu gün bu değiştirilmesi istenen ‘’26 maddeye evet diyeceklere de bir sorumuz olacak? ‘’peki zamanında, ‘’o anayasaya %90 üzerinde evet diyenler kimlerdi? unutulmadı, 12 eylül 1980 faşist cuntanın halka dayattığı ‘’anayasa, oylanmadan federal almanya demokratik işçi örgütlerinin önünü çektiği ‘’50 bin demokrat fırankurt’ ’da buluşup ’’hayır demiştik. o nedenle sorgulanmıştık bile. peki bizleri 12 eylül’’e karşıdır’’ deyip konsolosluklara ihbar edenler de kimlerdi? zamanın baş konsoloslarından hayatta olanlar, o anayasa’ya hayır diyenler hakkında nasıl ve kimlerden ihbar aldıklarını ve huzura çağırıp sorguladıkları ‘’asıl karşı olanları, hatırlarlar… şimdiyse, amaç çağdaş ‘’insanı önce insan kabul eden, hukukun bağımsız ve devletin bireye karşı sorumluluğunu esas alan bir anayasa, iktidar muhalefet ve tüm sivil toplum örgütlerinin görüşleri masaya konarak, uzlaşma ile hazırlanmalıydı diye düşünüyoruz… tek başına bir partinin tabanda gücü ne olursa olsun, hele de konu ‘’anayasa olunca’’ toplumun her kesimini bağladığı gibi, mutabakatın şart olduğu tartışılmamalıdır görüşündeyiz. dayatmacılar, günümüz insanlarının çoğunu karşısında bulabilir. demokrasi bir uzlaşma rejimi değil midir? demogoji yapıp ‘’muhalefet bundan kaçıyor’’ lafları inandırıcı olmak yerine, olsa olsa bir kandırmaca olur. çünkü 12 eylülle en çok da rahatsız edilen taraftan değişikliklere hayır denmesi bekleniyor… öyleyken; ‘’iş içinde işler mi var’’ diyen çoğunluk oylarının rengini çoktandır belli etmiş olmalıdır diye düşünüyoruz. saygılarımla.
Ekleyen :Ali Rıza UĞURLU Web Adresi :http://alirizaugurlu.com
HASAN PULUR( OLAYLAR VE İNSANLAR)'DAN.......05.09.2010
"başbakan’a dair..." başbakan erdoğan’ın bu referandumu kazanması lazım! “hoppala, bu da nereden çıktı?” diyeceksiniz. evet kazanması lazım, hatta elimizden gelse, bizim de kendisine yardım etmemiz lazım ama, biz “hayır”cılardanız, kıvırmadan... peki, niye başbakan kazansın diyoruz? * * * siz başbakan’ın yargıdan niye yakındığını biliyor musunuz? meğer neler demiş de biz atlamışız... şu feryada bakın: “sizler belki dışarıdan zannediyorsunuz ki parlamentonun yüzde 65’ine sahipsin, çöz de git. neyi çözüyorsun. türkiye’de parlamentonun da yürütmenin de üzerinde bir yargı gücü var. seni engelliyor. ben bugün vali ataması yapamıyorum. seni engelliyor. atadığım valiyi geri iade ediyor aynı anda. 23 kere bir müdürü geri iade edebiliyor. ben bir yürütme ve hükümet olarak istediğim müdürü istediğim yere atayamazsam, istediğim valiyi istediğim yere atayamazsam bu ülkede ben nasıl icrai faaliyet yapacağım. halkın karşısına o mu geliyor ben mi geliyorum. yarın beni siz yargılayacaksınız, vatandaş yargılayacak. iyi yaptın kötü yaptın diye bana diyecek olan kim. onlar halkın karşısına çıkmıyor ki ben çıkıyorum halkın karşısına. hesabı veren ben, ama bana zulmeden de o. bu böyle yürümez. onun için bu anayasa değişikliğine evet istiyoruz.” başbakan derdini iftar yemeğinde anlatıyor, herhalde lokmalar boğazında düğümlenmiştir. bu ülkenin başbakanı bana zulüm ediyor, dediği bu yargıya tahammül edebilir mi? edemez! ne olur... siyasi iktidar, yüksek yargıdan, yargıtay’dan, danıştay’dan bu kadar şikâyetçi olursa, o olur! işte biz bunun için, başbakan’ın bu referandumu kazanması lazım (!) diyoruz, eğer kazanamazsa... biz “hayırcılar ” olduğumuz için başbakan’a yardım edemeyiz, üstelik, “hayır”ımızın bir nedeni de yargının ele geçirilmesini önlemek... * * * lafı başbakan’dan açtık... başbakan basketbol maçına gidiyor, basketbol maçlarında amerikan kökenli bir gösteri var, çok kişinin, biz de dahil, anlam veremediğimiz, hoşlanmadığımız bir gösteri. türkiye-rusya maçında bu gösteri iptal ediliyor. niye? rivayete göre “mübarek ramazan gününde, başbakan’ı üzmemek için.” bu doğru mu sayın başbakan? hani kimsenin, giyimine, kuşamına müdahale edilmeyecekti? eğer o kızları seyretmek günahsa, sizi üzecekse, gitmezdiniz... * * * geçenlerde bir yazımızda, başbakan’ın 23 nisan’da görevini sembolik olarak devrettiği küçük kıza “hadi artık başbakansın, istediğini yap!” dediğini yazmıştık. meğer, eksik yazmışız... okurlarımızdan mehmet gözgücü, başbakan’ın, elgin koçubasa adındaki kız çocuğuna görevini devrederken “artık yetki sende, ister asarsın, ister kesersin!” dediğini belirtti. arşivi açtık, değerli okurumuz haklı, başbakan aynen öyle demiş: “artık yetki sende, ister asarsın, ister kesersin!” şimdi diyecekler ki: “ne var bunda?” bir deyim vardır, bilir misiniz? “perşembenin gelişi, çarşambadan belli olur!” kaynak:h.pulur@milliyet.com.tr/04 eylül 2010 not: sayın üstat gazeteci hasan pulur'un "yazısına" eklenecek bir şey var mı?"güçler ayrılığı" acaba nedir?elbetteki hayır vereceğim "hıyar" durumuna düşmemek için! tüm okuyucularima,okuyanlarıma saygı ve sevgilerimle.(mş).
Ekleyen :Mustafa Şahin Web Adresi :http://
12 EYLUL'U ONAYLAMADİGİM İCİN,12 EYLULA HAYİR DİYORUM VE...OZAN EMEKCİDEN BİR SİİRLE VURGULAMAK İSTİYORUM!....04.09.2010
kamil!! beni duyuyor musun? şimdi nerelerdesin kamil? beni duymak zorundasın , sana seslenmem yakarma değil! yalvarmak hiç. bunu iyi bil kamil. ya örs olacaksın ya örse çekiç. bir evimiz vardı hani, temeli granitten. munzurdan taşımıştık harcına suyu, ustalar getirmiştik hudutlardan, işçileri gönüllü, kan pahasına yani. evimiz güzeldi, şirindi, sevdik, sevindik, sevindirdik, seyrine hayran olduk, üstüne titredik! seyrin aldan da koyu, ama seyrin niyeti belli, seyirde sahtelik var! kamil niye haykırmaz sesin! seyrime perde oluyor seyri beyazlar,, kamil kamil nerdesin? evi mekan eyledi kargalar kazlar, yuvalandılar, yuvalanıyorlar çatıdan başladılar, çatıyı oynattılart, bizim çatı ki tipilere meydan okurdu. ferman çıkarırdı kasırgalara. çatıyı taşladılar. çatı delindi. yuvalandılar, yuvalandılar. kargadan baykuşa sinekten üveze kadar. çatı gücünü yitirdi, misyonunu bitirdi. haşereler için bir indi artık. çatı delindi, su sızıyor içeri. kar suları yağmur suları, itelemeden açılıyor kapı, geri geri, giren girene içeri. şimdi ne etmeli deme kamil. menteşeleri yenile, kilitleri onar, öyle bir onar ki, uymasın her anahtar. bilesin ki bizim ev; ne dom kilisesidir ne de mevlana tekkesi temele oynuyorlar kamil, temeli kurtar, şunu iyi bil kamil, çatı temele uygun değil. temele oynuyorlar, temeli kurtar. unutmak istemiyorum. birde sözüm ona kahramanlar var. renkli,cilveli, ele düşman sevdaya küskün, dostluğa inat, hile anası kahramanlar. her biri bir kenedir, ama kelepir günü gelirse, ki gelecektir, anlatacağım bir bir......
Ekleyen :Ismail Koc Web Adresi :http://
DEĞİŞİKLİLERE HAYIR MI EVET Mİ?....01.09.2010
değişikliğe hayır yada evet mi? tarih bazı keşmekeşlere kaynak olup sürüklenip gider oldu, yani, koskocaman 70 milyonu aşan nüfusla bir türkiye de, ‘’anayasa da değişiklik yapacağım deyip tek başına işe soyunmak pekte demokratik olmasa gerek. onun önünü kesmeye çalışan muhalifler tam kadro iş başındalar… iktidarın 12 eylül faşist cunta anayasasını değiştiriyoruz, deyip ‘’tüm muhalefeti karşısına alıp yola koyulması düşündürücü olmaktan öteye, taslağın ne getirip götüreceği muhalefet partiler tarafından anlaşılmış olacak ki, konuya hayır dedirtmek için tüm güçleriyle çalışmaktalar… bizim görüşümüz, anayasalar’’ ülke genelinde ,‘’konuda uzmanlaşmış demokrat birileriyle, tüm sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alınarak hazırlanıp ortak bir taslak halinde halka sunulması gerekirdi diye düşünüyoruz. ancak, bunun böyle olmadığı muhalifler tarafından hep şikayet konusu oldu… öncelikli olarak, demokrasilerde, iktidarların gelip gidici olduğu akıllardan uzak olmasa gerek, hele de konu ‘’anayasa olunca, hazırlıkları uzlaşma yoluyla tartışmaya açmadan, ben yaparım, halk beni destekler, ben bu değişikliği kabul ettiririm’’ kabadayılığıyla‘’ o taslak evet oyu alsa bile, pek uzun ömürlü olur diye düşünemiyoruz. muhalefetin en çok da üzerinde durduğu ‘’bu değişiklikle’’ yargının ‘’bu gün ve de gelecekte’’ siyasi bir iktidarın güdümünde yönlendirileceği kaygısı var…öyleyken; yargısı tam bağımsız olmayan ‘’çok partili bir ülkede, demokrasiden söz etmek kesinlikle düşünülemez…çok parti ‘’gelişmiş ya da, gelişmekte olan ülkelerde’’ sınıfları temsil etmek için vardır. 12 eylül ‘’şunu bunu yaptı, biz onların anayasasını değiştireceğiz’’ gibi çıkışlar bir uzlaşmayı da beraberinde düşünmüş olmalıydı. faşist 12 eylül darbesi 80 bin gencimizi ‘’kısmen astı, nicelerini zindanlarda işkenceden geçirip sakat etti. her demokrat ve aydın, o barbarlığı af edilmez insanlık suçudur, deyip şiddetle de hep kınamıştır, o anayasa tümden değiştirilmiş olsa bile, o dönemin sorumlularını tarih af etmeyecektir. bu gün bu değiştirilmesi istenen ‘’26 maddeye evet diyeceklere de bir sorumuz olacak? ‘’peki zamanında, ‘’o anayasaya %90 üzerinde evet diyenler kimlerdi? unutulmadı, 12 eylül 1980 faşist cuntanın halka dayattığı ‘’anayasa, oylanmadan federal almanya demokratik işçi örgütlerinin önünü çektiği ‘’50 bin demokrat fırankurt’ ’da buluşup ’’hayır demiştik. o nedenle sorgulanmıştık bile. peki bizleri 12 eylül’’e karşıdır’’ deyip konsolosluklara ihbar edenler de kimlerdi? zamanın baş konsoloslarından hayatta olanlar, o anayasa’ya hayır diyenler hakkında nasıl ve kimlerden ihbar aldıklarını ve huzura çağırıp sorguladıkları ‘’asıl karşı olanları, hatırlarlar… şimdiyse, amaç çağdaş ‘’insanı önce insan kabul eden, hukukun bağımsız ve devletin bireye karşı sorumluluğunu esas alan bir anayasa, iktidar muhalefet ve tüm sivil toplum örgütlerinin görüşleri masaya konarak, uzlaşma ile hazırlanmalıydı diye düşünüyoruz… tek başına bir partinin tabanda gücü ne olursa olsun, hele de konu ‘’anayasa olunca’’ toplumun her kesimini bağladığı gibi, mutabakatın şart olduğu tartışılmamalıdır görüşündeyiz. dayatmacılar, günümüz insanlarının çoğunu karşısında bulabilir. demokrasi bir uzlaşma rejimi değil midir? demogoji yapıp ‘’muhalefet bundan kaçıyor’’ lafları inandırıcı olmak yerine, olsa olsa bir kandırmaca olur. çünkü 12 eylülle en çok da rahatsız edilen taraftan değişikliklere hayır denmesi bekleniyor… öyleyken; ‘’iş içinde işler mi var’’ diyen çoğunluk oylarının rengini çoktandır belli etmiş olmalıdır diye düşünüyoruz. saygılarımla.
Ekleyen :Ali RIZA UĞURLU Web Adresi :http://alirizaugurlu.com
HASAN PULUR (OLAYLAR VE İNSANLAR)'DAN.......25.08.2010
'evlat acısı' bazı deyimler vardır, dilimizden düşürmeyiz, acaba gerçek anlamını bilerek mi kullanırız? mesela “evlat acısı ya da evlat acısı gibi...” deriz. başımıza gelen olumsuz olayı, bu deyimlerle anlatırız... “evlat acısı gibi çöktü içimize” deriz. “evlat acısı gibi sarsıldık” deriz. ama hiç kimse, o acıyı yaşamadan -allah da yaşatmasın- bu deyimin anlamını anlayamaz. biz yaşadık ve anladık... * * * melih aşık, bir sözümüzü köşesine almıştı: “elime doğan çocuğu, elimle toprağa veriyorum!” evet, ilk gün başsağlığı dileyenlere böyle demiştik: “elimize doğan çocuğu, elimizle toprağa veriyoruz!” verdik! * * * yahya kemal, “ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde” der... o “asude bahar” ülkesinde yaşayanlar “asude-dil”dirler, gönlü rahat, başı dinç... korkut artık o ülkenin insanıdır... * * * behçet necatigil der ki: “bıkmışım ölümlerden ölmeyin benden önce.” evet ama, siz bıkacağınız kadar bıkın, ölüm sıra dinlemiyor, sıraya hiç bakmıyor, korkut da sıra bozanlardan, biz dururken... * * * önce babamız, sonra anamız, sonra elli yıllık eşimiz ve sonunda da elli üç yıllık oğlumuz... fethi naci isyan eder: “acıyı yaşadım ben, yalnızlığı ve sevgisizliği... bir ölüm kaldı, o da umurumda değil, ölüm yaşanmıyor ki!” ama evlat acısı yaşanıyor, kurşun gibi delip geçmiyor, yüreğinizde yerleşik, tek çare ölüm... * * * cemal süreya “üstü kalsın” şiirinde “her ölüm erken ölümdür” der, hele ölen evladınızsa, sırayı bozup, babasının önüne geçmişse: “ölüyorum tanrım bu da oldu işte. her ölüm erken ölümdür. biliyorum tanrım ama, ayrıca aldığın şu hayat fena değildir. üstü kalsın.” * * * evlat acısı yaşarken, insan mutlu olur mu? evet dostların, yakınların, adını ilk defa duyduğunuz okurların, meslektaşların başsağlığı dilekleri, insanı mutlu etmez mi? üstelik “kendine dikkat et, bize lazımsın!” uyarıları... * * * dilimize takılmış bir laf var: “acıyı veren, sabrı da verir.” madem öyle, bekliyoruz. h.pulur@milliyet.com.tr/25 ağustos 2010 not:duayen gazeteci sayın hasan pulur'un acısını paylaşır,"oğluna" tanrıdan rahmet,kendisine ve yakınlarına sabır dilerim.saygı,sevgi ve üzüntülerimle.(mş)/bir okuru.
Ekleyen :Mustafa Şahin Web Adresi :http://
ABBAS GÜÇLÜ (DİYALOG)'DAN.......25.08.2010
'kpss’de cevabı aranan sorular' kpss’de ortada bir sorun olduğu kesin. ama bu sorunun nereden kaynaklandığı bir türlü bulunamıyor. işte yök denetleme kurulu ve ankara savcılığı’nın cevabını aradığı sorular: kpss’deki iddialar ösym başkanı prof. dr. ünal yarımağan’ı istifanın eşiğine getirdi. hatta istifa ettiği ama istifasının yök tarafından kabul edilmediği de bize gelen duyumlar arasında. morali çok bozuk olan yarımağan’ın, kpss ile ilgili soruşturmalar sona erdikten sonra görevi bırakacağı da kesinlik kazanmış durumda. peki yarımağan’ı istifa noktasına getiren gelişmeler ne oldu? ösym’nin daha önce de sınavları iptal ettiği, puanları yeniden hesapladığı çok oldu. o dönemlerde değil de şimdi neden bu noktaya geldi? kpss’de ortada bir sorun olduğu kesin. ama bu sorunun nereden kaynaklandığı bir türlü bulunamıyor. ösym başkanı’nı çaresiz kılan da zaten bu. kendi içinde zaman zaman çelişkiye düşmesi de bunun bir göstergesi. örneğin bir cümlesinde “hayır kesinlikle kopya söz konusu değil” derken bir sonraki cümlesinde “var da diyemem yok de diyemem” yorumunu getirmesi, onun da cevabını bulamadığı soruların varlığını ortaya koyuyor. zaten bu bizi aştı, savcılık el koysun noktasına gelmesi de bu yüzden. işte şaşırtan o tablo öss, kpss, lys tipi giriş sınavlarına girenler ya da yakından izleyenler, bu sınavlarda tüm soruları doğru yapmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi bilirler. çünkü bu testlere ayırt edici özelliği yüksek çok zor sorular mutlaka konulur ki, aynı puanda yığılmalar olmasın!.. nitekim geçtiğimiz yılların kpss sonuçlarına baktığımızda 120’de 120 net çıkaran aday hiç yoktur. yine sınav analizlerine bakıldığında bir önceki yıla göre yaptığı net sayılarını yüzde 100 artıranı bulmak da bir o kadar zordur. evet puanlarda yükselme olur ama bu hiçbir zaman ikiye katlanmaz. örneğin 50 netten 120’ye yükselmez. bir başka önemli tespit de, eğer sorular kolaysa, yani yüzlerce full yapan çıkarsa, türkiye ortalaması da yükselir. yani sadece bazı adayların puanı değil tüm adayların puanlarında bir yükselme söz konusu olur. şimdi tüm bu bilgiler çerçevesinde, yüz binlerce öğretmen adayını ayağa kaldıran, ösym başkanı’nı istifa noktasına getiren ve süper yetkilerle donatılan yök denetleme kurulu ile ankara savcılığı’nın cevabını aradığı sorular neler, onlara bir göz atalım: * önceki yıllarda eğitim bilimleri testinde bir tane bile, soruların tümünü yapan aday çıkmazken bu yıl 350 aday bunu nasıl başardı? * ösym sorular kolaydı diyor, ama kendi açıkladığı türkiye ortalamaları bunun tam aksini söylüyor. türkiye ortalaması geçen yıl 59, bu yıl da 61. yani zorluk derecesinde değişen bir şey yokken bu şampiyonlar nereden çıktı? * geçen yıllarda sınava girip, iki, üç yıl 50, 60 sınırını aşamayan ve soruların yarısını ya da üçte birini yanlış yapan adaylar, bu yıl soruların tümünü nasıl doğru cevapladı? * kpss’de 4 sorunun hatalı ve yanlış olduğunu ösym kendisi açıkladı. ama iptal etmedi. tam aksine söz konusu soruları öyle ya da böyle cevaplayanların bu seçeneklerini doğru kabul edip, bu soru hatalı diye boş bırakanları adeta cezalandırdı. niye? * iptal edilen sorular bile full çekenler tarafından ösym’nin cevap anahtarına göre nasıl ve niye öyle cevaplandırıldı? * eğitim bilimleri soruları arasında 10 tane eğitim profesörünün bir araya geldiğinde kesin doğru bu diyemeyeceği tartışmalı sorular varken, 350 aday hiç tereddüt yaşamadan bu soruları, cevap anahtarına göre nasıl doğru bildi? * aynı evden, aynı dershaneden çifter çifter şampiyonların çıkması ne kadar sık rastlanan bir durum? * bekârken 60 neti aşamayan öğretmenler, evlendikten sonra, üstelik eşi ile birlikte nasıl tüm soruları doğru cevaplar noktaya geldiler? * ösym, bu kadar enteresanlığa rağmen, en başından beri neden “kesinlikle kopya söz konusu değildir” açıklaması yapıyor? ve hâlâ bu konuda neden ısrarcı? full çekenler elimizde çok sayıda puan kartı örneği var. kpss şampiyonlarının bu yıl ve geçen yılki puanlarını, sıralarını, hangi testte kaç doğru ve yanlışları olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. arada büyük farklılıklar var. olmaz mı? elbette olur. ama bu kadar çok sayıda değil. belki bir iki tane o kadar. ama 120 soruda 110’un üzerinde doğrusu olan 4 bine yakın kişiden söz ediliyor. peki onlardan vazgeçtik ama 120’de 120 yapan şampiyonlar neden açıklanmıyor? ya da onlar çıkıp, evet çok çalıştık ve alın teri ile bu soruları cevapladık diye başarılarının arkasında neden durmuyorlar?.. öğretmen atamaları? kpss üzerinde böylesine şaibe bulutları dönerken meb’in hiçbir şey yokmuşçasına ay sonunda 30 bin öğretmeni atamaya hazırlanması ise farklı iddiaları beraberinde getiriyor. ileride yaşanacak daha büyük bir kaosun önlenmesi için soruşturmalar bitinceye kadar atamaların ertelenmesini isteyenlerin sayısı da her geçen gün artıyor. bu noktada, yargının her an bir yürütmeyi durdurma kararı alabileceği de özellikle dile getiriliyor. peki soruların çalınması, kopya ya da sisteme müdahale yönünde bir durum tespit edilirse ne olur? bugüne kadarki gelişmelere bakıldığında, kopyacılar arındırıldıktan sonra puanların yeniden hesaplanmasından, sınavın tekrarına kadar tüm olasılıklar gündeme gelebilir... aguclu@milliyet.com.tr/25 ağustos 2010 not:"en güvenilir kurum olan ösym'nin ne hale getirildiğinin resmidir.ilgilillere,bilgililere ve saygıdeğer kamuoyu'na saygılaımla ve sevgilerimle sunarım.(mş).
Ekleyen :Mustafa Şahin Web Adresi :http://
ARGUVAN GÜZEL GÜNÜNÜ SAVDI....01.08.2010
arguvan güzel gününü uğurladı öncelikle, ‘o günü kazanan ve yaşatanlar sağ olsunlar…arguvan türkü gününü ve kendine özgü güzelliklerini gelen tüm dostlarıyla güle eğlene paylaştı ve herkesi ‘’seneye de buyursunlar’’ diyerek uğurladı… sevgili belediye başkanımızın uyumlu ve yapıcı çabaları ve vakfın da katkılarıyla hazırlanan ‘’arguvan iki gününü coşkuyla bir bayram havası içinde geçirdi… chp yeni lideri sayın kılıçdaroğlu festivalin ilk günü öğlen sonu ‘’programında olacak ki’’ arguvan da coşkuyla karşılandı ve saat 5 sularında ‘’kültür evi temel atma törenine de katıldılar. daha sonra, yöre halkımızın ‘’ülkeyi yönetmeye soyunan siyasetçilerden beklentileri’’ ‘’halkın iktidarı olacağız’’ vadinde bulunarak ayrıldılar … 2. bin nüfuslu bir ilçenin mahallelerine kadar taşan insan selinin sırrını anlatmaya artık yer olmasa gerek diyorum… çünkü festivalin 8 incisinde de, ‘’din, dil, millet, cinsiyet, renkler ve şuralı oralı demeden, ‘’vahdeti vücut’’ yani, ‘’varlığın birliği yaşandı.’’ ve oldukları gibi, iki günü el ele, gönül gönüle kapadılar… ancak; bu güzelim kültür kentinde, gerekli tesislerin olmayışı,geçmişten günümüze tüm sorumluların sorumsuzluk ayıbı diyerek, iki gün boyu herkes tarafından konu oldu ve kınandı. şurasını açık ve net olarak diyorum… (kültüre ve sanata eğilmeyen bir siyası yapının kolu gen içinde hep sallanıp sancıyacaktır diye düşünüyorum… festival 24..25 temmuz ‘’beklenenin üstünde yoğun bir insan kalabalığının yanında, yol tv nin naklen yaptığı yayında, kim bilir daha ne kadar insan tarafından ekrana kapanıp izlenmekteydi… kültür bakanı s.‘’ertuğrul günay’’, birkaç dakikalığına da olsa, ‘’dillere dolaşmış arguvan’’ ı ‘’konumu gereği’’ 2, gün boyu izleme zahmetinde bulunmuştur diye düşünüyoruz. adı tek konuşulan ‘’türkü kentinde ‘’sayın bakan, festival için kültür bakanlığı olarak, tek kuruş bile katkıda bulunulmadı denmekte… katkıda bulunanlarsa, ismen tek tek okundu, onlara da ayrıca teşekkür ediyoruz… sahne selamlama ve tanıtma olayına gelince; programa davet edilen ve katılan ‘’yerli ve yabancı’’ tüm sanatçı ve misafirlere de teşekkür ediyoruz. program yazıldığı gibi eksiksiz olarak da uygulandı diyebiliriz… ancak; program 2 güne sığdırılamadığı için mi, arguvan kültüründe yetişmiş ve emek vermiş, onca sanatçı program dışı bırakıldı…? zaman gerekçe olarak gösterilecek olursa, katılamayacağım. bir örnek; ulusal boyutta düzenlenen sempozyumda şiirler arasından ‘’arguvan’ı en iyi anlatan’’ şiir orada okutturulmadı. şöyle ki, arguvan bu güne ve üne neyle ve kimlerle getirildi? bu soru elbette ki yanıt isteyecektir… iki gün boyu evden götürdüğüm masamda kitaplarım ve ‘’dost tanıdık ve uzaklardan gelen ve tanışmak isteyen dost misafirlerle zamanı değerlendirmeye çalıştık. bizleri en çok da sevindiren, yöre kültürümüze ilgi duyan ‘’yerli ve misafirlerin’’ o alanlara dolup taşmaları idi, herkese şükranlarımı sunuyorum. ancak; bir yazımda, festivale ‘’uluslar arası ad koymak gereksizdi diye yazmıştım. tabi, bu benim ‘’arguvanlı olup ve tanıyan birisi olarak düşüncemdir…‘’karşı mısın diyenler oldu’’ her şeyde olduğu gibi, kültürde de tüm uluslarla karışıp kaynaşmanın önemini hep savunmuşumdur. 40 yılımı ‘’her dil ve kültürden olan dünya insanlarıyla’’ yan yana yaşayarak ‘’o önemi kavradım’’ ve kalemim de hep ondan yana oynamıştır, bundan böyle de oynayacaktır, öncelikli olarak o kişiler tarafından bu bilinmelidir… dostlar, festivallerimize beklenen ilgi her yıl daha da artacaktır, program ‘’üç güne paylaştırılabilir’’ ve her seferinde ‘’mutlak ve mutlak arguvan ağılıkta olmalıdır’’ diye düşünüyoruz. izlenimlerimize göre de, yöre halkımızın tüm talepleri de bu doğrultudadır. sayın belediye başkanımız bağışlasınlar, kendilerinin ‘’birlik beraberlik için araladığı kapılar’’ arguvan ı ‘’yazarak okuyarak bu günlere taşıyan nice değerlerimize kapatılmamalıdır istiyoruz… saygılarımla.
Ekleyen :Ali Rıza UĞURLU Web Adresi :http://alirizaugurlu.com
....01.08.2010
ince eleyip sık dokuyanlar vardır; elbette yargı ince elemelidir, sık dokumalıdır ama, aynı şey herkes için söylenemez. kimse kafasında taşıdığı düşünceden, değerlendirmeden sorumlu değildir. düşünce sonuna kadar özgürdür, yasaklanan, düşünceyi söyleme özgürlüğüdür; düşün ama düşündüğünü söyleme... örneğin biri hakkında verdiğiniz değer ya da değersizlik kafanızdadır, söyleseniz başınız derde girer, hatta mahkemelerde bile sürünürsünüz. oysa “hain” deyince, kafanızın içindeki ekranda onun fotoğrafı çıkar, söyleyemezsiniz ki! * * * şimdi diyelim, büyük bir alışveriş mağazasına gittiniz, her katta bir şey var, siz kravat alacaksınız, lacivert bir kravat. tezgâhtar sorar: “çizgili mi, düz mü?” “çizgili!” “üst kata çıkınız, çizgili kravatlar orada...” üst kattaki tezgâhtar sorar: “ince çizgili mi, kalın çizgili mi?” “ince çizgili!” “bir üst kata çıkın!” * * * adam çıkar; tezgâhtar sorar: “nasıl çizgili, yatay çizgili mi, dikey çizgili mi?” “dikey çizgili!” yine üst kat: “dikey, ince çizgili, lacivert bir kravat istiyorum!” tezgâhtar sinirlenir: “hangi elbiseyle takacaksınız, elbiseyi getirin!” * * * siz olsanız ne yapardınız, o onu yapmış, kendisini sokağa atmış, bakmış tuhaf bir adam, bir elinde tuvaletin oturak kapağı, bir elinde don, pantolonunu indirmiş bağırıp duruyor: “işte tuvaletin kapağı, işte donum, işte kıçım! bunlara uygun bir tuvalet kâğıdı istiyorum.” böyle bir dükkânı düşünseniz, ne yapardınız? düşünenler de soranlar da o kadar çoğaldı ki! * * * çarlık rusya’sında bir köylü, yakınıyormuş: “allah çok yükseklerde, çar ise çok uzaklarda.” öyle değil mi? * * * müstehcen ama güzel: “devede akıl olsa, sever miydi dikeni adam bilmem ne olursa, elbet sever şey edeni.” * * * 19. yüzyıl halk ozanı ruhsati diyor ki: “bir vakte erdi ki bizim günümüz yiğit belli değil, mert belli değil herkes yarasına derman arıyor dava belli değil dert belli değil fark eyledik ahir vaktin yettiğin merhamet çekilip göğe gittiğin, gücü yeten soyar gücü yettiğin koyun belli değil, kurt belli değil” * * * belli mi? hele kurt kılığındaki kuzular... aktarım: hasan pulur olaylar ve insanlar h.pulur@milliyet.com.tr 01 ağustos 2010 not: okumanız dileğimle.saygılar,sevgiler sayın sitegezerler,okurgezerler...saygı ve sevgilerimle.(mş).
Ekleyen :Mustafa Şahin Web Adresi :http://
KARA MİZAH:....31.07.2010
yine işin kolayına kaçtık: “darbeciden yana mısın, darbeciye karşı mısın?” sanki takım tutuyoruz, tribünleri ikiye bölmüşüz, “fenerli misin, galatasaraylı mısın?” der gibi... ya da siyahla beyaz... ya siyahtan yana olacaksın ya da beyazdan... anayasa’yı bunun için mi değiştiriyoruz? halkın mutluluğu için, değil mi? elbette, kim ne yapmışsa, yapanın yanına kâr kalmamalı buna itiraz eden var mı? hesap sorulsun, lakin anayasa değişikliği de buna bağlanmasın. * * * hep aynı plak çalardı. “iç hizmet’in 35. maddesine dayandırıyorlar.” cumhuriyet’i koruyup kollamak bahanesiyle darbe yapıyorlar. o halde değiştir maddeyi, üstelik anayasa maddesi de değil, meclis çoğunluğu yeter de artık bile... işte chp’nin teklifi ortada: “gelin değiştirelim!” ama işin kolayına kaçmak varken... * * * idam mahkûmlarının son mektuplarını, onlar için yazılmış şiirleri, gözyaşlarıyla, buğulu bir sesle, yutkuna yutkuna okumak varken... eğer maksat şiir okumaksa, idam edilenin şiirini okumaksa, geçen gün yazdık, can yücel’in deniz gezmiş’in arkasından yazdığı şiiri okusanıza... “en uzun koşuysa elbet türkiye’de devrim onun en güzel yüz metresini koştu en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak... en hızlısıydı hepimizin. en önce göğüsledi ipi... acıyorsam sana anam avradım olsun ama aşk olsun sana çocuk aşk olsun!” * * * bazı karikatürler “yazısız”dır, turhan selçuk bu işin ustasıydı, dediğini, diyeceğini iki çizgiyle anlatırdı, yazıya ne gerek... karikatür mizahın çizgiye gelenidir, “kara mizah” olduğu gibi “kara karikatür” de vardır. bazı görüntüler ve laflar için “karikatür gibi” deriz. geçen gün gazetelerde böyle bir fotoğraf vardı... mahkeme kararıyla aranan, neredeyse firari ilan edilen bir korgeneral, içişleri bakanı ile yan yana... içişleri bakanı emrediyor: “eşkıyayı yakalayın!” halktan biri de bağırıyor: “kim yakalayacak, yakalayacak general bıraktınız mı?” öyle ya, bakan, köy işleri ya da orman bakanı değil ki, içişleri bakanı, polis de jandarma da emrinde... lakin bakan’ın cevabı tam kara mizah: “merkez kumandanlığının yakalaması gerekiyor.” karakol polislerine yakıştırılırdı; bir olay olmuş, karakolun biri “benim mıntıkam değil, diğeri de benim de mıntıkam değil!” diye tartışırlarken sanık kaçıp gitmiş. maşallah içişleri bakanımız da, polisliğe çabuk alıştı. uzun lafın kısası, yine işin kolayına kaçıyoruz. “kürt yoktur, onlar dağ türkleridir” dedik, buraya kadar geldik. şimdi de kürt halkı pkk’yı tutmuyor, diyorlar. güneydoğu’dan seçilen milletvekilleri hangi partiden? barış ve demokrasi partisi gücünü imralı’dan almaz mı? “evet almaz!” diyorsanız, işte size bir kara mizah daha... kaynak: h.pulur@milliyet.com.tr 31 temmuz 2010 not: eklenecek "bir şey" var mı?saygılar,sevgiler duayen gazeteci-yazar sayın hasan pulur'a...(mş).
Ekleyen :Mustafa Şahin Web Adresi :http://
HÂLÂ MI?(HASAN PULUR OLAYLAR VE İNSANLAR)'DAN.......29.07.2010
kaynak: h.pulur@milliyet.com.tr 28 temmuz 2010 eğer hâlâ bu memlekette kadın erkek eşitliği tartışılıyorsa, erkeklerin üstünlüğü marifetmiş gibi anlatılıyorsa, onların, birinci millet meclisi erzurum milletvekili hüseyin avni ulaş’ın ruhundan utanmaları gerekir. zeki sarıhan “kurtuluş savaşı kadınları”nı anlatır... (x) “onlar balkan savaşlarından beri edindikleri deneyimlerle 1918-1922 yıllarındaki büyük direnişte, bütün güçleriyle sahneye çıktılar. yurt savunması için ilk kez açık alanlarda kürsülerde haykırdılar. göçmenlerin, yoksulların, yaralıların dertlerine derman arayan kadın örgütlerinde görev aldılar. hilal-i ahmer derneğinin kadın kollarında çalıştılar, yardım topladılar, müdafaai vatan derneğinde örgütlendiler. kağnı kollarında görev alarak cepheye silah ve mühimmat taşıdılar. silah kuşanıp savaşa atıldılar.” * * * birinci millet meclisi, 15 kasım 1921, köy ve bucak yönetimi yasası tartışılıyor. erzurum milletvekili hüseyin avni bey, yönetimde kadınların da bulunmasını istemektedir. dinleyenler arasında şaşıranlar vardır, çünkü hüseyin avni bey ikinci gruptandır ve muhafazakâr milletvekillerindendir. lakin şöyle demektedir: “çünkü köy kadınlarının erkekten farkı yoktur. köyde erkek kalmamıştır, erkekten daha faziletli kadınlar vardır. onların faziletine hürmet etmeye mecbursunuz, köylerde yüzlerce kadın mütegalibe erkeklerin esiridir. zavallı kadınlar üç dört haneye bakıyor, aile reisi olmuşlardır. meclis aile reisi olan kadınların seçim hakkını teslim etmelidir.” aşağıdan laf atarlar: “hüseyin avni bey’in feministliğini tebrik ederim.” cevap hazırdır: “insanlığımı tebrik ettiniz.” * * * tunalı hilmi bey, meclisin en radikal, ilerici milletvekillerindendir, hüseyin avni bey’le siyasi görüş ayrılığı içinde olsa bile dayanamaz bağırır, tebrik eder. sonra kürsüye gelir: “reis bey, islam kadınları kadı olabilirler, vaaz verebilirler!” deyince de yine gürültü çıkar. meclis kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine henüz hazır değildir, ancak 10 yıl sonra hazır olabilecektir. * * * bu arada bir başka erzurum milletvekili daha vardır: durak bey. o da kadınlara cephane taşıtılmasına karşıdır, yönetimi eleştirir: “bu kadınların babaları şehit, kardeşleri şehit, evlatları şehit, babaları gazi, evlatları gazi, kardeşleri gazidir.” durak bey, cephedeki bu askerler bunu işitirse ne tepki göstereceklerini sorar. * * * kurtuluş savaşı’nın meclisi’dir bu, düşmanla cephede savaşırken meclis’te bunlar tartışılır. ya şimdi? ——————- (x) ulusal eğitim derneği yayınları not:'ya şimdi?'nin "yanıtı" değerli "okurlarımız" iyi bilirler,değil mi?saygılar,sevgiler sn hasan pulur ağabeyim!(mş).
Ekleyen :Mustafa Şahin Web Adresi :http://
Sayfalar : 1 2 3 4 5 6